-
KABATAŞLILAR DERNEĞİ İLE UÇURTMA BAYRAMLARI
Bir avuç sevinçle geldiler anneleriyle, Çocukluklarını özgürce yaşayıp, hiçbir engele takılmadan kocaman bir mutlulukla döndüler evlerine.
Engelli çocuklarımızın engeli olmayan yaşıtları ile müşterek ortamlarda, aynı aktiviteleri yapabilmeleri çocuklarımız ve aileleri açısından büyük bir anlam taşıyor. Kaynaştırma etkinliklerine katılan aile, çocuğunun pozitif gelişimini gözlemlediğinden dolayı işitme engelli eğitiminin devamlılığını desteklemektedir. Ayrıca vakıf olarak toplumda farkındalık yaratma çalışmalarımız içinde, basından bu tarz olumlu aktiviteleri duyan diğer engelli çocuklara sahip aileler ise, çocuklarını evlerde tutmamaktan vazgeçip, onlara eğitim aldırmak için iyi bir eğitim kurumu arayışı içine girmektedirler.
18 Haziran 1989 tarihinden başlayarak 21 yıldır eğitim alan öğrencilere kol kanat geren Kabataşlılar Derneği, son 2 yıldır işitme engelli çocuklarımıza da destek olmaktadır. İşitme engelli çocuklarımız için geçen yıl ilki düzenlenen uçurtma şenliğimizin ardından, bu yıl Mayıs ayının son pazar günü işitme engelli ve otistik çocuklar için çok büyük bir uçurtma şenliği düzenlediler.
Yaklaşık 100 engelli aile ve çocuğun katıldığı şenlikte, engelli çocuklar engelli olmayan yaşıtları ile uçurtmalar uçurdular. Düşler Akademisi'nin "Social Inclusion Band" isimli müzik grubu ve Kabataş Erkek Lisesi öğrencilerinden oluşan müzik grupları gün içinde bizleri yalnız bırakmadılar. En son Mor ve Ötesi tüm katılımcılara güzel bir konser verdi.
Tavla turnuvası, çuval yarışması, müzik, eğlence ve animasyonlar gibi çok farklı etkinliklerin de gerçekleştirildiği şenliğe ilgi büyüktü.
Desteklerini 2 yıldır bizden esirgemeyen Kabataşlılar Derneği üyelerine, çalışanlarına ve dernek yönetim kurulu başkanı Nabi Cücük’e, Sarıyer Belediyesi Başkanı Şükrü Genç’e, Sarıyer Belediyesi çalışanlarına ve Beşiktaş İlçesi Kaymakamı Saadettin Yücel’e tüm engelleri kısa bir süreliğine de olsa unutturup, bizlere keyifli bir gün geçirttikleri için teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Bir ziyaretin düşündürdükleri
Okulumuzdaki eğitim kalitesini yükseltmek için, gelişmiş ülkelerdeki modelleri incelemeyi misyonumuzun parçası olarak görüyoruz. TİV yöneticileri ve okul müdürümüzle beraber Haziran ayı içinde, vakfımızın yürütücülüğünü üstlendiği Avrupa Birliği Hibe Programımızda proje ortağımız olan Kentalis International Grubunun okullarını ziyaret etmek için Hollanda’ya gittik.
Kentalis okulları Hollanda’nın dört bir yanında hizmet veren, bakım ve eğitim servislerinde çalışan 4500 eğitmeni, 5800 işitme engelli, görme engelli ve otistik öğrencisi ile Avrupa’nın bu alanda lider kurumlarından biridir. Özel bir kurum olmasına rağmen bütçesini devlet karşılıyor. İşitme engellilerde eğitim modeli olarak çift dilli eğitim benimsenmiş. Bunun anlamı, çocuklara konuşma ve işaret dilinin birlikte verilmesi. Eğitime işaret dilini de dâhil eden bu dönüşüm Hollanda’da 30 yıl önce yaşanmış ve bugün artık yaygın kabul görmüş.
Başka bir ülkeyi iş ya da eğitimle ilgili bir alanda ziyaret edince hepimiz için kıyaslama yapmak kaçınılmaz oluyor. Kentalis ziyaretinde de böyle oldu. Gördüğümüz birçok uygulamayı, ortamı, şartları ülkemizdeki örneklerle karşılaştırdık. Bugüne kadar işitme engelli eğitimi ile ilgili gelişmiş bir ülkeye her ziyaretimiz bize, “aramızda uçurum var” duygusunu yaşattı. Hatta, Hollanda bu “uçurum sıkıntısını” en açık yaşatan ülkelerden birisi oldu.
Konunun en anlaşılır açıklaması “kişi başına milli gelir” karşılaştırması olabilir. (Türkiye’de 10 bin dolar, Hollanda’da 48 bin dolar). Savunma mekanizması geliştirmek yerine analiz yapmayı tercih etmek ve gelir uçurumu da dâhil her türlü farkın daha hızlı kapanmasının anahtarıdır. Son yıllarda işitme engelinin erken teşhisine yönelik olarak ülkemizde atılan adımlar bu konuya güzel bir örnek olabilir. Anne-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü Çocuk Ergen Sağlığı Daire Başkanlığından Dr. Başak Tezel’in verdiği bilgilere göre; özel hastaneler hariç Türkiye genelinde 451 hastanede tarama yapılmaktadır. Geçen yılki verilere göre her 10 çocuktan 6’sı taramadan geçmektedir. Bu veriler işitme engelinin tanısında alınan ciddi bir mesafeyi işaret etmektedir.
Ancak ülkemizde işitme engelli eğitimi ve bu eğitimin alt yapısına bakıldığında, ne yazık ki durum iç açıcı değil. Öncelikle ülkemizde gelişmiş ülkelerdeki işitme engelli eğitim programı alt yapısı yok. Hatta, eğitim sistemini belirleyen akademisyenlerin bir çoğu modern dünyanın standartlarından habersiz. Çift dilli eğitim, işaret dilinin eğitimde kullanılması gibi kavramlara adeta düşmanca bakanlar var. Oysa T.C. Milli Eğitim Bakanlığı bürokratları işaret dilinin eğitim müfredatında kullanılmasına çok daha olumlu bakıyorlar. Ankara’da 15-16 Ekim 2010 tarihinde gerçekleştirilen toplantıda, işaret dilini eğitim müfredatına yerleştirmedeki kararlılıklarını ifade ettiler. Ancak bugüne kadar yürütülen projede henüz bir mesafe alınamadı. Örneğin işaret dilini işitme engelli eğitiminin içine taşıyacak materyaller henüz üretilmedi.
İşitme engelli eğitiminde gelişmiş-gelişmemiş ülke ayrımını belirleyen sınır, verilen eğitimin getirisinin ölçülmesidir. Kentalis, öğrencilerini bu yönde sürekli testlere tabi tutuyor ve kendi sistemini sorguluyor. Sorgulamaya açık olmak, eğitime açık zihinle bakmak gibi kavramlar sadece ülkeler arasındaki gelir farklarıyla ifade edilemeyecek kadar derin anlayış farklılıklarını ortaya koyar. Maalesef ülkemizde, bunun tersini yansıtan uygulamalara alışığız. Verdikleri eğitimin getirisine yönelik çalışma ve istatistiklere sahip olmayan, ama o eğitim sisteminin başarısından son derece emin gözüken akademisyenlerimiz var. Diğer yandan Kentalis idari müdürü Maria Brons ile yaptığımız görüşmedeki ifadeleri hafızamızda son derece canlı duruyor, “1980’lere kadar biz de ağırlıklı olarak sözel eğitim yaptık ama bunun başarısının sınırlılığını görünce vazgeçtik. 30 yıldır çift dilli, İşaret dilini de kullanarak eğitim veriyoruz.”. Bunu ifade eden eğiticinin idaresindeki merkezde bulunan çocukların çoğunluğunun koklear implant (bionik kulak) cihazlarını kullandıklarını hatırlatmakta da yarar var. Kentalis Ekspertiz ve İnovasyon Departmanı Direktörü Prof. Dr. Harry Knoors, sınıflarda çoğunluğu oluşturan koklear implantlı çocukların da işaret eğitiminden yararlandıklarını hem bilimsel hem de kendi tecrübeleriyle örnekliyor.
Gelişmiş bir ülkenin işitme engelli eğitimini biçimlendiren çok önemli bir kriteri daha bu seyahatte gözleme imkanı bulduk. Yeni doğan bir bebeğin işitme engeli teşhis edildikten sonra uzmanlar ellerindeki haritasını adım adım hayata geçiyorlar. Örneğin bir odyoloji merkezinde tanışıp, sohbet ettiğimiz bir aile, çocuklarının işitmediği anlaşılır anlaşılmaz evdeki tüm bireylere bebekle anlaşacak ölçüde işaret dili öğretildiğini anlatıyor. Bu eğitim, evi ziyaret eden görevliler tarafından yürütülüyor. Diğer yandan işitme engelli çocuğun bakımı ve eğitimiyle ilgili bilgiler aktarılıyor. Koklear implant operasyonu ve bu operasyonun çocuğun işitmesine sağlayabileceği faydalar paylaşılıyor. Hastanede karşılaştığımız Eva, 3 yaşında ve kendisine 2 yıl once koklear implant takılmış. Odyolojik testleri düzenli olarak yapılıyor ve Kentalis’te çift dilli eğitime tabi tutuluyor. Gelişim seviyesi de düzenli olarak ölçülüyor. Son testinde işiten yaşıtlarına çok yakın olduğu görülmüş. Bununla birlikte Kentalis’in, 0-3 yaş, 3-6 yaş ve koklear implant merkezlerini de ziyaret ettik. Her üç merkezin de birbirleriyle uyumlu ve çok başarılı çalışmalar yaptıklarını gördük.
Ziyaret izlenimlerimizin özeti işitme engelli eğitiminde ciddi bir anlayış değişimine ihtiyacımız olduğu. Ülkemizde bireysel düzeyde çok olumlu çabalara ve inisiyatiflere şahit oluyoruz ve seviniyoruz da. İşaret dilinin oluşturulması ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışan çok değerli akademisyenlerimiz var. Ancak bu konuda ciddi bir eğitim müfredatı oluşturulması ve bu müfredatı uygulayacak eğiticilerin yetiştirilmesi şart. TİV olarak Kentalis ile yaptığımız işbirliğinin öneminin farkındayız. Benzeri uluslararası işbirliklerinin T.C.Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversiteler düzeyinde tekrarlanmasını umuyoruz. Uluslararası platformlarda yapılacak doğru ortaklıklar, çağdaş eğitime giden yolu kolaylaştıracaktır.
SESSİZLİMİZE KULAK VERENLER ÇOĞALIYOR
2008 yılında 12 çocukla başlayan eğitim serüvenimizin ilk yılından itibaren bize destek veren Kabataş Erkek Lisesi öğrenci ve öğretmenleri 3.yılımızda da bizlerle birlikteydi.
2008-2009 eğitim ve öğretim yılında başlayan çalışmalarımızda, Kabataş Erkek Lisesi öğretmen ve öğrencilerine işitme engelli çocuklarla ilgili bilgilendirme seminerleri verildi ve karşılıklı okul ziyaretleri yapıldı. Yıl içinde Kabataş Erkek Lisesi öğrencileri, işitme engelli çocuklarımızın eğitim materyallerini hazırladılar ve işitme engelli çocuklarımızla sınıflarda birebir etkinlikler gerçekleştirdiler. Yıl sonu gösterisi için 3 aylık sahne, ritim ve resim çalışmalarının ardından çocuklarımız tüm gösteri ve eserlerini 29 Mayıs 2009 tarihinde Kabataş Erkek Lisesi Hamdi Saver Kültür Merkezi’nde misafirlerimize sergilediler.
2009-2010 eğitim ve öğretim yılında Kabataş Erkek Lisesi öğretmen ve öğrencilerinin yanı sıra Kabataş Eğitim Vakfı Anaokulu öğretmen ve öğrencileri de ortak çalışmalarımıza katıldılar. Bu süreçte işitme engelli çocuklarımız Kabataş Erkek Liseli abi ve ablalarıyla sahne, ritim ve resim çalışmaları yaptılar. Kabataş Eğitim Vakfı Anaokulu öğrencileri ile işitme engelli çocuklarımız piyes ve oyunlar hazırlayarak 28 Mayıs 2010 tarihinde Kabataş Erkek Lisesi Hamdi Saver Kültür Merkezi’nde misafirlerimize sergilediler.
2010-2011 eğitim ve öğretim yılında Kabataş Erkek Lisesi, Kabataş Eğitim Vakfı Anaokulu, Prof. Dr. Mümtaz Soysal Sosyal Bilimler Lisesi’nin de katılımıyla 3 kurum işitme engelli çocuklarımız için bir araya geldiler. Sessizliğime Kulak Ver sosyal sorumluluk projemiz kapsamında bu yıl bir ilke imza atılarak 4 ay Kabataş Eğitim Vakfı Anaokulu öğrencileri ve öğretmenleri ile işitme engelli çocuklarımız kaynaştırma eğitimi yaptılar. Bu çalışma Vakfımızın yeni eğitim ve öğretim yılında benimsemiş olduğu kaynaştırma eğitim programının temelini oluşturmada önemli bir adım oldu. Proje kapsamında Kabataş Erkek Lisesi ve Prof.Dr. Mümtaz Soysal Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileri işitme engelli çocuklarımızla birlikte ebru çalışmaları, resim, ritim çalışmaları gerçekleştirdiler.
Yapılan tüm çalışmalar Kabataş Erkek Lisesi Feriye Sineması’nda 27 Mayıs 2011 tarihinde misafirlerimize sergilendi. Kabataş Erkek Lisesi öğrencilerinin işaret dili ile seslendirdikleri şarkılar büyük ilgi toplarken işitme engelli çocuklarımızın ritim gösterileri ve işitme engeli olmayan Kabataş Vakfı Anaokulu öğrencileri ile ortaklaşa sergiledikleri sahne performansları, eğitimle tüm engellerin aşılabileceğini, kaynaştırma ve tam gün eğitimin önemini bizlere bir kez daha ispatladı.
Doğru yoldayız, bu yolda bizleri destekleyen Kabataş Erkek Lisesi, Kabataş Eğitim Vakfı Anaokulu, Prof. Dr. Mümtaz Soysal Sosyal Bilimler Lisesi öğretmen ve öğrencilerine sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.
AVRUPA BİRLİĞİ HİBE PROGRAMIMIZ: SESSİZLİĞİME KULAK VER
Sessizliğime Kulak Ver - İşitme Engelli Çocuklar İçin Okul Öncesi Eğitimin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında, değerli öğretmenlerimiz, eğitmenlerimiz ve Hollanda’dan gelen misafir eğitmenler 14-18 Nisan tarihleri arasında bir araya gelerek önemli bir ortak çalışmaya imza attılar.
Boğaziçi Üniversitesi Okul Öncesi Eğitim Bölümü’nden Doç. Dr. Mine Göl Güven, Marmara Üniversitesi Okul Öncesi Eğitim Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Gülden Balat Uyanık, TİV Eğitim Kurumu Müdürü okul öncesi öğretmeni Serpil Öztürk, eğitim kurumumuzdaki öğretmenler ve Stichting Kentalis International Foundation (Viataal)- Hollanda’dan Julia VanGrinsven, Ary De Light, Jessie Hagemeijer bu projenin değerli katılımcıları oldular.
Proje kapsamında, Türkiye’deki mevcut işitme engelli çocukların eğitim programları, işitme engelli çocuklarla ve onların aileleriyle yapılan çalışmalarda karşılaşılan sorunlar ve işitme engelli çocuklar ve ailelerinin eğitim gereksinimleri konularında detaylı toplantılar yapıldı. Proje süresi boyunca işitme engelli çocuklarımıza verilecek eğitim programının içeriği hazırlanmaya başlandı.
Herkes için yeni ve geliştirilmiş bir eğitim programı
18- 24 Nisan tarihleri arasında eğitim kurumumuzdaki işitme engelli çocuklara verilen bireysel eğitimler, grup eğitimleri ve annelerimize verilen aile eğitimleri Stichting Kentalis International Foundation (Viataal) eğitmenleri tarafından kayıt edilerek daha sonra gözlemlendi. Yapılan gözlem ve görüşmelere dayanarak, işitme engelli öğretmenler, okul öncesi öğretmenleri, psikologlar ve pedagoglar için yol gösterici olması açısından yeni bir eğitim programı hazırlandı.
Eğitimlerimize İstanbul genelinden 32 kursiyer katıldı. Total kayıp ve zor işiten küçük işitme engelli çocukların eğitiminde uzmanlaşmış misafir eğitmenimiz Ary De Light, kendi eğitim süresince grup öğretimine odaklandı.
İşitme engelli çocuklar arasındaki etkileşimi ve iletişimi video kamera kullanarak teşvik eden teknikler konusunda deneyimli bir Etkileşim ve İletişim Koçu olan Jessie Hagemeijer ise özellikle kişisel eğitmenler üzerinde çalıştı.
Jessie Hagemeijer ile video etkileşimli eğitim
Hollandalı eğitimci Jessie Hagemeijer (Etkileşim ve İletişim koçu) her gün, ders saatleri esnasında kişisel eğitmenler ile çocuklar arasındaki etkileşimi filme aldı. Bu videolar, eğitimde eğitimcilere geri bildirim sunmak ve onlara işitme engelli çocuklarla etkileşim ve iletişim teorisini anlatmak için kullanıldı. Eğitim, kişisel eğitmenler ile çocuklar arasındaki eğitmenlere, sınıftaki etkileşim ve iletişimle ilgili görüşlerini bildirdi.
Ary De Light ile sınıf içi gözlemler
Hollandalı eğitimci Ary De Light (okul öncesi işitme engelli çocuk eğitmeni), sınıfları her gün ders saatlerinde sınıf içinden gözlemledi ve eğitime katıldı. Eğitim, sözcük dağarcığı gelişimi (belleğin çalışması, anlamlı öğretim ve öğrenme, kelime dağarcığını genişleterek tüm duyuların kullanılması ile ilgili bilgiler), küçük çocuklarla çalışmanın tematik yolu (temaların ve içeriğin formüle edilmesi, tematik çalışma içinde gelişimsel alanlar, temaların planlanması), öğrenilen sözcüklerin ve kavramların sınanması, eğitim malzemelerinin gelişimi konularını kapsamaktadır.
Sonuç; dönemsel değil, sürekli eğitim
Tüm bu çalışmaların ve gözlemlerin sonucunda, işitme engelli çocuklara yönelik eğitim programlarının dönemsel değil, işitme kaybı olmayan çocuklarda olduğu gibi sürekli olması gerektiği önemle vurgulandı.
İşitme engelli çocukların uyarıcı ve merak uyandıran bir çevreye gereksinimi vardır. Yetişkinler ve eğitimciler, işitme engelli çocukların dil, bilişsel, sosyal/duygusal yeteneklerini ve bu yeteneklerin gelişimini sağlamak için, onların sınırlı olanaklarını hesaba katıp gelişimlerini yakından izlemelidirler.
Bireysel ve grup eğitimlerinin birbiriyle ilişkili olarak yürütülmesi çok önemlidir. Eğitmenler, etkileşim planında belirlenen ortak hedeflere odaklanmalıdır. Ayrıca çocukların kişisel gereksinimlerini, küçük ilerlemelerini ve elde edilen sonuçlarını birlikte takip etmelidirler. Ebeveynlerin ve ailelerin de mümkün olduğunca buna dâhil edilmesi önemlidir.
Okul öncesi için aylık temalar
Proje süresince, okul öncesi için aylık temalar halinde eğitim programları organize edildi. Her tema, çocuklarla o ay süresince işlenmek ve tekrar edilmek üzere verildi. Günlük eğitim programı, temaya bağlı olarak, çeşitli gelişim alanları halinde (örneğin, dil, büyük ve küçük motor becerileri, matematik, oyun, günlük yaşam becerileri) düzenlendi. Programa göre uygulanan temada seçilen “sözler ve kavramlar”, bireysel ve grup eğitmenleri tarafından eğitim programında temel alınacak; çocukların ilerlemeleri bu şekilde yürütülen çalışmalar sonunda değerlendirilecektir.
Aileleri Farketti, Biz Eğitim Verdik
Türkiye'de şanslı çocukların öyküsü…
Amacımız 0-6 yaş arası işitme engelli çocuğu olan ailelere ulaşmaktı. Bu ailelere şunu göstermek istedik; eğer çocuğunuzun işitme problemi 0-3 yaş arasında teşhis edilebilirse; bu dönemde başlanacak eğitim ile zeka (bilişsel), dil ve sosyal gelişiminin temelleri atılabilir, böylece ileride engeli olmayan çocuklar ile aynı seviyede yaşamlarını devam ettirebilme şansına sahip olabilirler.
İşitme engelli bir çocuk neden sokakta arkadaşları ile oynamasın? Neden toplumdaki o tuhaf bakışlardan korunmak için evlerde tutulsun? Neden doğar doğmaz engeli tespit edilip, önce aileye sonra çocuğa eğitim verilmeye başlanmasın? Toplum olarak asıl bizlere ait bu engelli davranışlarla, bu çocukları sınıflandırıyor ve zekâ gelişimlerini engelliyorduk. 2008 yılına gelene kadar…
İki yılı aşkın süredir TİV bünyesinde yürüttüğümüz faaliyetler bugün meyvelerini vermektedir. Şu an 108 işitme engelli çocuk ve aile ile devam ettiğimiz yolculuğumuzda, 3 yaş itibariyle başlayan okul öncesi eğitim, yoğunlaştırılmış bireysel eğitim ve haftada 2 tam gün verilen aile eğitimi programlarının işitme engelli çocuklarımızın gelişiminde ne kadar faydalı olduğunu sizlerle paylaşmak istiyoruz. bkz. TIVOICE aralık 2010 sayısı.
İşitme engelli çocuklarda cihaz gereksinimi sağlık güvencesi kapsamına alınmalı
Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı (ÖZİDA) ve Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) tarafından 2002 yılında yapılan araştırma sonuçlarının verilerine göre ülkemizde 0-19 yaşları arasında 63.173 işitme kayıplı çocuk vardır. Bu çocukların yaklaşık %80'inin orta, ileri veya çok ileri kayıplı olduğu tahmin edilmektedir. Yine bu grubun üçte biri, yani yaklaşık 15.000'i 0–6 yaş grubundadır. Bu sayıya, yine aynı çalışmanın raporlarına göre her yıl 1300–2600 yeni doğan işitme engelli bebeği de dâhil etmek gerekir. Bu kitle, işitme cihazı kullanımı açısından önceliklidir. Bu nedenle pozitif ayrımcılığın kapsamında ele alınmalıdır. Bu çerçevede, hem devletimizin birimlerinin hem de işitme engellilere destek sağlayan özel kuruluşların bir dizi uygulamayı hayata geçirmesi gerekir.
0–6 yaş dönemindeki çocuklarımızın işitme cihazlarının tamamı devlet kaynaklarınca karşılanmalıdır. Odyoloji uzmanlarının oluşturacağı bir kurulla ileri işitme kayıplarında uygulanabilen cihazlar belirlenebilir. Bahsettiğimiz cihaz fiyatları düşünüldüğünde, bunun toplam maliyeti 30 milyon TL civarında olacaktır. Bugünkü uygulamada zaten bu meblağın dörtte biri karşılanmaktadır. Üstelik toplu satın alımla söz konusu rakam daha da aşağıya çekilebilir. Kaldı ki, ülkemizin toplam sağlık giderleri temel alındığında çok ciddi bir giderden söz etmediğimiz ortadadır. Ayrıca bu yaklaşım sosyal bir devlet olmanın gereğidir.
İşitme engellilere destek veren kamu ve özel kuruluşlar da 0–6 yaş arasına önem vermelidir. Çünkü bu dönemde uygulanan cihaz sonraki dönemlerde uygulananlara göre çok daha belirgin yarar sağlar. İşitme cihazı kullanımı, ileri yaş gruplarında bir yaşam kalitesi sorunu olabilir, ama çocuklarda, özellikle de 0–6 yaş grubu çocuklarda yaşamsal bir sorun olduğu unutulmamalıdır. bkz. TIVOICE aralık 2010 sayısı.
"Hayalleri Büyük İmkanları Küçük" kampanyasında oyuncaklar yeni sahiplerini buldu
Hayalleri Büyük İmkanları Küçük oyuncak kampanyamızda toplanan oyuncaklar yeni sahiplerine ulaştı.
Oyuncak Hikayesi diye bir film vardır. Bu filmde artık sevilmeyen ve oynanmayan oyuncaklar mutsuz olurlar. Gerçekten de pek çok evde artık yüzüne bakılmayan, bir hevesle alınıp kenara itilen ya da ilgi yaşının altında kaldığı için cazip gelmeyen yepyeni oyuncaklar kutuları doldurur, çatı arasında, bodrumda, dolap diplerinde beklerler.
Ancak bazı çocukların da hiç oyuncağı yoktur.
İşte bu karşıtlıktan yola çıkarak Temmuz 2010 tarihinde Hayalleri Büyük İmkanları Küçük kampanyası ile kullanılmamış ya da az kullanılmış oyuncakları oyuncaksız çocuklara dağıtmak için duyuru çalışmalarına başladık.
Amacımız 0- 6 yaş arası çocukları sevindirmekti. Bu kapsamda Türkiye'nin her köşesinden minikler oyuncaklarını bizlerle paylaştılar. Koliler dolusu oyuncağın Vakfımıza ulaştığını söylemekten sevinç duyuyoruz.
Oyuncakların bir kısmını Vakfımıza ait eğitim merkezindeki 108 çocuk ve kardeşlerine dağıttık. Gözlerindeki mutluluk verilen emeklerin en büyük armağanıydı. Projemiz kapsamında toplanan oyuncakların kalan kısmı ise Türkiye'nin dört bir yanındaki kurumlarda eğitim alan işitme engelli kardeşleri sevindirdi:
Lokman Hekim İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Amasya
Mavi Boncuk Eğitim ve Geliştirme Derneği, Yakutiye / Erzurum
Karahisar İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Afyon
Merkez İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Antalya
Halime Çavuş İşitme Engelliler İlköğretim Okulu,Kastamonu
Akşemseddin İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Malatya
Halıcıoğlu İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Beyoğlu / İstanbul
Dosteller İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Göztepe / İstanbul
Şişli İşitme ve Konuşma Engelliler Derneği, Mecidiyeköy / İstanbul
Hürriyet İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Hatay
Abdurrahman Gazi İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Van
Burciye İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Sivas
Seyhan İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Adana
Mimar Oktay Uğurel İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Ordu
Fatih İlköğretim Okulu, Iğdır
Sizlerle bu mutluluğu paylaşmak istedik, kampanyamıza destek verenlere, oyuncaklarını göndermeyi kabul eden miniklere, gönderen ailelere, oyuncakların bize ve yeni sahiplerine ulaşmasında emeği geçen herkese işitme engelli miniklerimiz adına teşekkür ediyoruz. Hayaller gerçek oldu, gönderilen oyuncaklar da yeni sahipleri de artık çok mutlu.
Gönüllerin Konuştuğu Buluşma: Liselilerle Ebru Etkinlikleri
Türkiye İşitme ve Konuşma Rehabilitasyon Vakfı'nın beş işitme engelli miniği ve Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi ve Kabataş Erkek Lisesi'nin duyarlı liseli gençleri "Ellerim Duyabiliyor" projesi adı altında Ebru Sanatı etkinliklerinde buluşuyor.
Birkaç haftadır vakfımızın psikoloğu Aylin İpek gözetiminde devam eden bu proje ile ilgili kendisinden şu izdüşümleri aldık: "Birkaç haftalık şu süreçte; İşitme engelli miniklerimiz ve liseli gençlerin ilk göz göze geldikleri anda gözlerindeki endişenin yerini gülümsemeye bırakıp, kollarını sıvayarak boyalara dalıp "Ebru" yapmaya başladıklarını gördüm. Dört - altı yaş çocukları için Ebru sanatı uygun mudur? , Becerebilirler mi? şeklindeki düşüncelerim o ilk rengârenk ve özgün battalların çıkarılıp kurumaya bırakılması ile sona ermişti."
Evet bu çocuklar çok da güzel Ebru yapabiliyorlardı. Liseli abla ve ağabeyleri onlarla çok iyi iletişim kurabilmişlerdi. "İletişim, o yarım sözcüklerin ötesinde; dokunuşlar, bakışlar, gülüşler, fırça darbeleri ve renklerde saklıydı."Bu onların psiko–sosyal gelişimleri açısından oldukça önemliydi."
Diğer yandan Psk. Aylin İpek bu çalışmanın çocuklar üzerinde "Sanat Terapisi" etkisi yarattığından söz ediyor. Ona göre Sanat Terapisi, tam da sözün bittiği, yetersiz kaldığı yerde başlıyor ve sanattaki yaratıcı süreçlerin iyileştirici bir etkisi olduğuna inanıyor. Çocuklarımız ise bu etki ile içlerinde gizli kalmış duyguları, konuşarak ifade edemedikleri istekleri, hayalleri, sevinçleri, mutlulukları, duygusal çatışmaları, hırçınlıkları ve diğer tüm durumları bu yolla dışa vurabiliyor. Ve en önemlisi bu rehabilitasyon sürecini duygusal olarak canları acımadan, sanatla iç içe ve eğlenerek yapabiliyorlar."
İşte bu yüzden işitme engelli çocuklarımız adına oldukça önem arz etmekte olan bu çalışma için sosyal sorumluluk bilinci yüksek Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi ile Kabataş Erkek Lisesi Öğrencilerine ve Yöneticilerine teşekkürü borç biliriz.
Multinet, Sessizliğimize Kulak Verdi, İşitme engelli çocuklar için Multinet ve TİV el ele…
Kurulduğu günden bugüne sürdürülebilir yaşam ve geleceğe yatırım yapan projeler geliştiren Multinet, çalışanlarının desteğini ve önerilerini esas alarak TİV (Türkiye İşitme ve Konuşma Rehabilitasyon Vakfı ) ile ortak bir sosyal sorumluluk kampanyası başlattı.
Kampanya kapsamında; Multinet, Türkiye İşitme ve Konuşma Rehabilitasyon Vakfı'na ait 0-6 Yaş İşitme Engelli Çocuk ve Aile Eğitim Merkezi'nde eğitim alan 85 işitme engelli çocuğa okul öncesi dönem eğitimlerinin devamlılığı sağlamak amacıyla 1 yıl katkıda bulunuyor.
Çalışanlarının önerisiyle şekillenen bu projenin Multinet'in sorumluluk bilincini vurguladığını belirten Multinet Pazarlama Müdürü Uğur Tarı, çalışanların bu projeye olan desteklerinden dolayı duyduğu mutluluğu ifade ederken, bu projenin 85 işitme engelli çocuğun geleceğini güvence altına alabilmeyi ve bu öğrencilere umut olabilmeyi amaç edindiğini belirtti. Yapılan araştırmalar sonucu Türkiye'de 0 - 19 yaşları arasında 63.173 işitme kayıplı çocuk olduğuna değinen Tarı, bu çocuklar arasında sadece 7.000 işitme engellinin okula gidebildiğini ve bu durumun "geç tanı" ve "geç cihazlama" nedeniyle doğal işitme-konuşma sürecinin kaçırılmasının dışında önemli bir sorun olduğunu belirtti.Multinet'in TİV işbirliği ile bir pilot çalışma başlattığını da belirten Tarı: "İstanbul'un iki büyük ilçesinde eğitim ve sağlık hizmeti alamayan tüm işitme engelli çocuk ve ailelerinin ücretsiz eğitim ve sağlık hizmeti alması sağlanacaktır. Ayrıca bu ilçelerde yapılacak aile bilgilendirme seminerleriyle de işitme engelli kişilerin eğitime yönlendirilmesini sağlamayı hedefliyoruz" dedi.
TİV Gençlik Kolu, önümüzdeki dönem için projelerini hayata geçirmeye hazırlanıyor
TİV Gençlik Kolu olarak, çocuklarla geçirdiğimiz ilk okul yılını geride bırakmış bulunmaktayız. Bu yıl hem işitme engelli çocuklarımız hem de bizim için öğreticiydi. Karşılıklı keyif alarak güzel bir yılı geride bıraktık. Yaptıklarımız bugüne kadarkilerle sınırlı kalmayacak, daha çok projemizi hayata geçirmeye devam edeceğiz.
Kuşkusuz bundan sonraki çalışmalarımızda eğitim verdiğimiz çocuklarımızın bizlere alışmış olması da bir avantaj sağlayacaktır. Sene henüz yeni bitmişken önümüzdeki yıl neler yapacağımız konusunda fikir alışverişi yapmak için TİV Gençlik Kolu olarak vakfımızın genel sekreteri ve proje koordinatörü Melike Argis Şehirli ile bir görüşme yaptık. Bu görüşme; bize hem geçmiş seneyi değerlendirmek hem de gelecek seneyi planlamak için olanak sağladı. Keyifli bir toplantı sonucu planlarımız şekillendi. Şu an için öncelikli konumuz 23 Ekim'de Ataşehir'de gerçekleştireceğimiz Engelliler Festivali. Bu festivalde nerelerde görev alabileceğimizi, ne gibi yardımlarda bulunabileceğimizi ve benzeri konuları değerlendirdik. Diğer gündeme getirdiğimiz konu ise önümüzdeki dönem çocuklarla yapabileceğimiz aktivitelerdi. Bu sene olduğu gibi seneye de haftanın bir günü çocuklarla çalışmalarımıza devam edeceğiz.
TİV Gençlik Kolu olarak bizi en çok heyecanlandıran proje ise yazdığımız ve yayımlamaya hazırlandığımız hikâye kitapları. Bu kitapların amacı; işitme engeli olmayan çocukları ve ailelerini bu konuda küçük yaştan bilgilendirmek. Ayrıca bu kitaplar sayesinde işitme engeli olmayan çocukların, işitme engelli çocuklara karşı tutumunu değiştirmek, onlarla kaynaşmalarını sağlamak. Bunun çok önemli bir proje olduğunu düşünüyoruz çünkü işitme engelli çocuklar için vakfımızda gerekli çalışmalar yapılıyor; ancak işitme engeli olmayan diğer insanların onlara karşı önyargılarını çocuk yaştan kırmaya başlamak ve onları da bir anlamda eğitmek gerekiyor. Bu kitapların düşündüğümüz amaca ulaşmasını umuyoruz. Kitapların basımı tamamlandıktan sonra bize kitapların piyasada yer alması ile ilgili destek sağlayabilecek kuruluşlar ile görüşmelere başlayacağız. Verimli geçecek bir senenin bizi beklediğini umuyor ve çalışmalarımızı bu doğrultuda devam ettiriyoruz.
İşitme engelli bir bebeğin yaşamının ilk yılları
Ülkemizde her yıl doğan her bin çocuğun ortalama 3 tanesi işitme engellidir. Bu bebekler, kendi içinde ayrım gösterse de genellikle ağır veya tam kayba yakın işitme engellidirler.
Doğumsal işitme kayıplı çocuklarda problemin yaşandığı bölge genellikle iç kulaktaki hücrelerdir. Bu bölgedeki problemi tedavi edecek bir ilaç veya operasyon da yoktur. Bunun anlamı, özel destek cihaz veya yöntemleri devreye sokulmadıkça bu çocukların işiten yaşıtlarının doğal kazanımlarına erişememesidir. Söz konusu doğal kazanım bebeklerdeki işitme, buna bağlı dil gelişimi, zihinsel ve sosyal gelişimlerdir. Bu beceriler doğumdan 3 yaş dönemine kadar çok hızla edinilir. 3–6 yaş arasında ise hızı azalarak kazanılmaya devam eder. Dolayısıyla işitme engelli bir bebeğin erken teşhisi (hatta mümkünse doğumda) çok önemlidir. Teşhisle beraber yapılması gerekense zamana karşı bir yarışla bebeğin dil öğrenmesinin yaşıtlarıyla paralel bir süreci takip etmesini sağlamaktır.
Peki, işitmeyen bir bebek dili nasıl öğrenecek? Bu noktada en değerli desteği teknoloji sağlamakta. Özellikle işitme cihazlarının teknolojisindeki hızlı gelişmeler işitmeyen veya ağır işiten bebeğe ciddi katkılar sağlıyor. Bu çerçevede işitme engeli saptanan bebeğin hemen işitme cihazı kullanması yararlı olacaktır. Üzülerek ifade edilmesi gereken bir durum pek çok defa cihaz seçimlerinde yapılan yanlışlardır. Bu noktada en az suçlanabilecek olanlarsa ebeveyndir çünkü yanlış seçimde rol oynayan temel faktörler maddi yetersizlikler ve yanlış yönlendirmelerdir. Doğru olan, işitme cihazını ehil bir odyoloğun önermesidir.
Cihaz kullanmaya başlayan bebekler çevresel sesleri almaya başlarlar. Böylece yaşamın ilk yılında en önemli öğrenme kaynağı olan çevreyle sesli bir ilişki kurabilirler. İşitme kaybı hafif-orta düzeyde olan bebekler için bu çok iyi bir çözümdür. Ancak ağır ve çok ağır işitme kayıplarında, en gelişmiş teknolojiyi kullanan cihazlar bile yetersiz kalırlar. Bu durumda eldeki seçenekler ya operasyonla bir diğer cihaz olan koklear implant uygulanması veya işaret dilidir.
İşaret dili
İşaret dili, el hareketleri ve mimikler kullanılarak iletişim sağlanan bir dildir. Uluslararası değildir ve ülkelerin kendi işaret dilleri vardır. Çeşitli yayınlar Türk işaret dilinin tarihin en eski işaret dillerinden biri olduğunu göstermektedir. İbni Batuta Seyahatnamesi'nde 14.yüzyıl başlarında Anadolu'da işaret dilinin kullanıldığı ifade edilir. Osmanlı'da 16 ve 17'nci yüzyıllarda mahkemelerde işaret dilinin kullanıldığını biliyoruz. 1902 yılında II. Abdülhamit tarafından kurulan Yıldız Sağırlar Okulu'nda da sözel eğitimin yanında işaret diliyle eğitim de yapılmıştır. Ne yazık ki böylesine bir geçmişe sahip işaret dili 20'nci yüzyılda adeta unutularak müfredatın dışına itilmiştir. Bu ihmalkarlık işaret dilimizin gelişimini de etkilemiş ve konuşma dilindeki farklı şivelere benzer ayrışmalar da yaşanmıştır. İşaret dilini denetleyen bir otoritenin olmaması sorunu derinleştirmiştir. Sonuçta işaret dili gelişmiş tüm ülkelerde eğitim programı içinde yer bulurken, altyapı sorunlarının çözümlenemediği ülkemizde eğitim kurumlarında yer alamamaktadır.
Koklear implant
Koklear implant belki çoğumuz için yabancı ama işitme engelli çocuğu olan ailelerin çok iyi bildiği bir terim. Koklear implantın uygulama alanı işitme potansiyelinin en gelişmiş işitme cihazlarından bile yarar görmeyecek kadar bozuk olduğu durumlardır. Klasik işitme cihazlarından farkı ancak bir operasyonla yerleştirilebilmesidir. İmplant, işitme sisteminin en hassas bölümü olan iç kulağın işini yapmaya göre programlanmıştır.
Öncelikle koklear implantın işitme engelli tarihinde bir devrim olduğunun altı çizilmelidir. Çünkü çok ağır işiten-işitmeyen insanlar için bir umut kapısı olmuştur. İlk cihazlar 1970'lerde Kaliforniya'da üretilmiştir. 1982'de ABD'de sadece işitmesini sonradan kaybeden hastalara operasyon için onay verilirken, gelişen teknoloji 1990 yılında çocuklara da uygulanabilir cihazlar üretilmesini sağlamıştır. 2009 Nisan ayına kadar dünyada toplam 188 bin, ABD'de ise 30 bin erişkin ve 30 bin çocuğa cihaz uygulanmıştır.
Koklear implantın doğumsal işitme problemli bebeğe uygulanması için alt sınır 1 yaştır. 12 ayı doldurduktan sonra mümkün olduğu kadar çabuk yapılması, işitme-anlama ve buna paralel dil gelişiminin sağlanması bakımından önemlidir.
Koklear implant uygulamasıyla ilgili en önemli konulardan biri söz konusu cihazla ilgili beklentilerin doğru biçimde ele alınarak ailelere bilgi verilmesidir. Cihazın uygulanmasıyla işitmenin hemen normalleşeceği gibi bir beklenti ne yazık ki doğru değildir. Operasyondan sonra uygulanan eğitim dil ve konuşma başarısını doğrudan etkilemektedir.
Koklear implantın işitme testleri sonucunda aday görülen yüzde 10'luk bir gruba kulak anatomilerindeki problemler nedeniyle uygulanamaz. Ayrıca uygulanan her çocuğun dil-konuşma becerilerinde aynı sonuçlar elde edilememektedir.
Karar verirken
İşitme engelli bebeğin yaşamının ilk yıllarında yapılan ve yapılmayanlarının onun sonraki yaşamını doğrudan ve kalıcı olarak etkilediğini bilmeliyiz. Bu nedenle ailelerin yaşadıkları şoku hızla atarak seri bir biçimde bilgilenmeleri şarttır. Elbette gelişmiş ülkelerde bu süreçte özelleşmiş merkezler destek, bilgilendirme ve karar aşamalarında yer alırlar. Ülkemizde maalesef bu imkân oldukça kısıtlı, çoğu şehirde ise yoktur.
İşitme engelli bebek için karar verilirken birçok parametre tartışma konusudur. Özellikle koklear implant gibi sonuçta cerrahi ve geri dönülmez bir işlemin uygulandığı bebeğin o an bu işleme karar veremeyecek yaşta olması bunlardan biridir. İşitme engelliğin bir hastalık olmadığı ve işitme engellilerin farklı dil (işaret dili) konuşan topluluk oldukları fikri özellikle ABD'de taraf bulmaktadır. Bu nedenle özellikle sözü geçen ülkede işitme engellileri temsil eden kuruluşlar başlangıçta koklear implanta karşı sert tavır almışlardı. Ancak gelişen teknolojinin de etkisiyle sağlanan başarının artışı bu tepkileri yumuşatmıştır.
Sonuçta ülkeler kendi şartlarını göz önüne alarak tedavi ve eğitim modelleri geliştirmek durumundadırlar. Ülkemizde Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlığı ile beraber ilgili üniversiteler bu süreçte daha etkin rol oynamalıdırlar. Çünkü işitme engelli bebeklerin sağlık ve eğitimleriyle ilgili organizasyon problemimiz ciddi boyuttadır.
Dr. Ömer Cenker Ilıcalı
Kulak Burun Boğaz ve Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı
TİV Gençlik Kolu kuruldu
Türkiye İşitme ve Konuşma Rehabilitasyon Vakfı TİV GENÇLİK KOLU'nun kurulmasıyla, işitme engellilerimizin geleceğine umutlar serpmeye devam ediyoruz. Bugününgençleri yarının geleceği mantığıyla harekete geçen Vakıf Yönetim Kurulu'muz 10 tane farklı üniversitelerden gelen gençlerden oluşan aktif bir kol kurdu. Vakıf bünyesindeki Uzmanların 1 aylık eğitiminden sonra eğitim merkezimizdeki işitme engelli çocuklarla beraber aktivite yapmaya başlayan genç üyelerimiz önümüzdeki yıllarda da faaliyetlerine devam edecekler.
Türk Dil Kurumu İşaret Dili'nin Altyapısını Oluşturuyor
Osmanlı tarihi ile ilgili yazılardan ve Evliya Çelebi'nin notlarından yapılan derlemelere göre, 1500-1700 yılları arasında Osmanlı sarayında, mahkemelerde hizmet etmeleri amacıyla bulundurulan bir işitme engelliler topluluğu yer almaktaydı. Bazı yöneticilerin bu dili öğrendikleri ve halka bir tercüman aracılığıyla hitap ederken işaret dilini kullandıkları da arşivlerde yer almaktadır.
Türk İşaret Dili, 16'ncı yüzyılda dünyanın en gelişmiş görsel diliyken günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. İşitme engelliler için yaşamsal öneme sahip olan işaret dili ne yazık ki Türkiye'deki işitme engelli okullarında sistematik olarak öğretilemiyor. Arkadaşlardan ya da daha geç yaşlarda derneklerden standart olmayan yöntemlerle öğrenilen işaret dili de yeterli olamıyor.
1953 yılında çıkarılan Milli Eğitim Bakanlığı kanunuyla işaret dili kullanılması yasaklanmıştır. Bunun nedeni işitme engellilerin eğitiminde sözel eğitimin gerekli olduğuna inanılması ve işaret dilinin çocukların konuşmasını engelleyeceği düşüncesiydi. Ancak bu görüş, konunun uzmanlarının çoğunluğu tarafından kabul edilmemektedir. Bu nedenle tüm gelişmiş ülkelerde işaret dili de eğitimin bir parçasıdır. Söz konusu ülkelerde kabul gören görüş, işitme engelli çocuk eğitiminde tüm eğitim araçlarından yararlanılmasıdır. Dolayısıyla işaret dili eğitiminin de bir seçenek olarak bulunduğunun bilinmesi gerekir. Bugüne kadar Milli Eğitim Bakanlığı'nın 1995 yılında yayınladığı görsel bir kılavuz dışında yazılı bir materyal, arşiv ya da sözlük bulunmuyordu.
15-16 Ekim 2010 tarihlerinde Ankara Bilkent Otel'de düzenlenmiş olan Türk İşaret Dili Sistemi Hazırlık Çalıştayı'nda, 1953'ten bu yana okullarda kullanılmayan Türk İşaret Dili'nin kaybettiği önemin yeniden kazandırılması ve okullarda öğretilebilmesi için olumlu ve büyük bir adım atılmış oldu.
Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk AKALIN tarafından açılışı yapılan Çalıştay'da, konuyla ilgili yerli ve yabancı değerli uzmanlar yer aldılar. Böylece Türk İşaret Dili'nin yaygınlaştırılması ve eğitim dilinde yer verilmesi konusunda yeni bir inisiyatif ortaya konmuş oldu.
Sunumlarla, ihtiyaçların ve bugüne kadar yapılmış olanların ortaya konulduğu Çalıştay'da; Türk İşaret Sözlüğü, Türk İşaret Dili Dilbilgisi ve Türk İşaret Dili Eğitim Araç ve Gereçleri Hazırlanması gruplarıyla çalışmalara başlandı. İki günlük bir Çalıştay sonrası, işaret dilinin eğitimde kullanılması kararı alındı. Konuyla ilgili eğitim araç ve gereçlerin hazırlanarak, söz konusu eğitime yardımcı olunması öngörüldü.
İşaret dilinde yeni bir başlangıç ve yeni bir çalışmanın öncüsü olan Türk İşaret Dili Sistemi Hazırlık Çalıştayı'nda Prof. Dr. Christian Rathmann, Prof. Dr. Ulrike Zeshan, Türkiye İşitme Engelliler Milli Federasyonu Başkanı Ercüment Tanrıverdi ve Türkiye İşitme ve Konuşma Rehabilitasyon Vakfı (TİV) Başkanımız Ömer Cenker Ilıcalı da yer aldılar.
TİV'in yeni dergisi yayın hayatına başladı.
Dergimiz eğitici ve yönlendirici içeriğiyle 3 aylık periotlarda TİVOICE adıyla yayımlanmaya başladı. 1973 yılından beri işitme engelli camiasına çeşitli alanlarda hizmet veren vakfımız 37 yıl sonra duyarlı ve dinamik yeni yönetimiyle işitme engelli dünyasına pozitif bir hareket getirdi.
Vakıf çatısı altında kurduğumuz dostluk, ülkemizdeki işitme engelli çocuk ve yetişkin bütün bireylerin problemlerini çözmek için "ne yapabiliriz?" sorusu etrafında inşa edildi. Öncelikle eğitim kurumlarını, değerli işitme engelli öğretmenlerini bizlere kazandıran üniversitelerimizi ziyaret edip kıymetli akademisyenlerimizin fikirlerini aldık. Teşhiste odak nokta olan Kbb doktorlarımız, odyologlarımızla görüşüp; işitme engelli olduğunu öğrenen bir çocuk veya yetişkinin geçirdiği fizyolojik ve psikolojik aşamalar ve bu aşamalarda hangi kurum ve kişilerden destek alınıp rehabilite olunacağı ve eğitim öğretim metodları üzerine bilgi topladık. Nihai olarak tüm bu bilgileri dünya literatürüyle kıyasladığımız zaman bizi hayal kırıklığına uğratan, içimizi sızlatan birçok gerçekle karşı karşıya kaldık.Ve işitme engelli bir çocuk için kaçınılmaz bir nokta olan 0-6 yaş eğitiminin önemini kavramış olduk.İşitme engelli çocuklarımızın "ses"i olup, onların sesini duyurmak için başladığımız bu yolculuğumuza, destekleriniz ve güveninizle devam etmek arzusundayız. Bu yolculuğumuzda hep yanımızda olmanızı, çocuklarımızla ilgili olumlu gelişmelerin iç huzurunu ve mutluluğunu birlikte yaşamayı ve bir sonraki sayımızda yeniden buluşmayı diliyoruz.
İşitme engelliler tarihinden sayfalar
İÖ 1000
Tevrat öğretisi işitme engellilerin lanetlenmesine karşı çıkar ama Tapınaktaki törenlere katılımlarına kısıtlama getirir. İşitme engellilerle ilgili evlilik ve mülkiyet kanunları düzenlenir ama mahkemelerde şahitlik yapamazlar.
İÖ 384-322
Aristo, işitemeyen insanların eğitilmelerinin mümkün olmadığını ileri sürer. Lidya Kralı Croesus'un işitme engelli oğlunun varis olamaması onun bu iddiasıyla paralellik taşır.
345-550
Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde işitme engellilik günah olarak kabul edilir. San Augustine sağır çocukları, ailelerin işledikleri günahlara yönelik Tanrı'nın kızgınlığının sonucu olarak görür. Bununla beraber Benediktin rahipleri konuşmamayı onurlu bir yemin biçimi olarak benimserler. Konuşmadıkları dönemde kendi geliştirdikleri işaret dilini kullanarak anlaşırlar.
1500'ler
Rönesans Avrupa'sında işitme engellilerin eğitimine yönelik ilk adımlar atılır. İtalyan bir doktor olan Padovalı Geronimo Cardano işitme engelli oğlunu sembollerden oluşan bir kod sistemiyle eğitebileceğine inanır. Öte yandan bir Benediktin rahibi olan Leonlu Pedro Ponce doğuştan işitmeyen bebeklere başarıyla konuşma öğretir. Juan Pablo Bonet ise işaret dilini savunur ve bu konuda bilinen ilk kitabı 1620'de basar.
Gereğinden Fazla Oyuncak Alımının Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri
Gelişim basamakları boyunca çocuğun hareketlerine düzen getiren, zihinsel, bedensel ve psiko-sosyal gelişimlerinde yardımcı olan, hayal gücünü, yaratıcı yeteneklerini geliştiren tüm oyun malzemelerini "oyuncak" olarak tanımlayabiliriz. Oyuncaklar, çocuğun doğal yeteneklerini geliştirerek, büyük bir eğitimsel işlevi yerine getirirler. Çocukların gelişimlerinin her aşamasında çeşitli renk, boyut ve şekilleri kavramalarında, sayısal ve yazınsal kavramlardan haberdar olmalarında ve beyin gelişimleri için yeterli uyaranı almalarında oyuncakların yeri yadsınamayacak kadar önemlidir. Elbette, bu oyuncaklar farklı yaş ve zihin düzeyine göre seçilmelidir ve tüm çocuklar için gereklidir.
Çocuğa oyuncak sağlamak kadar, oyuncağın miktarını ayarlamak ve niteliğini iyi seçmekte çok önemlidir. Oyuncak seçimi ciddi bir iştir; çünkü çocuk yaşamı oyun aracılığı ile öğrenir ve oyunu da oyuncakla oynar. Yaşa göre alınan oyuncaklar çocuğun karakter ve zekâ gelişimi açısından önemlidir. Evde bulunan eski eşyalar, tabaklar, bozuk radyo ve saat çok güzel birer oyuncak olabilir. Çocuğun yaptığı oyuncaklar hazır oyuncaklardan daha yararlıdır. Çocuk yapıcılık ve yaratıcılık yeteneklerini kullanarak çok güzel oyuncaklar yapabilir. Peki, çok fazla oyuncak alarak çocuklarımıza ne gibi zararlar verdiğimizi biliyor muyuz?
- 1-Çocuğuna çok fazla oyuncak alan bir anne baba onun hayal gücünü çalmış olur ve onu köreltir
- 2-Çok fazla oyuncaklara boğulmuş bir çocuk sosyal çevreden uzaklaşabilir, arkadaş ilişkileri zayıflayabilir ve bu nedenle dünyası oyuncaklar arasında sıkışıp kalır. Bu onun grup oyunlarında zayıf kalmasına, paylaşmayı öğrenememesine, sosyal kimliğinin gelişmesinde geriliklere, yalnızlığa sürüklenmesine ve ileriki yaşlarda özgüveninde yetersizliklere yol açabilir.
- 3-Yine fazla oyuncak alınmış bir çocuk anne babası tarafından, dış dünyayı tanıması, güven kazanması, deneyim elde etmesi, keşfetmesi, kendini denetleyebilmesi, zaman yönetimini öğrenebilmesi, problemlerle başa çıkabilmesi ve duyularının gelişebilmesi için çok önemli olan sokak oyunlarından mahrum bırakılmış olmaktadır
- 4-Çocuğa sınır konulmadan sürekli ve fazla miktarda oyuncak alınması, kırılanın yerine hemen yenisinin veya aynısının konulması çocuğun yokluğunu çektiği bir şeyler olmadığı için değer ve önem verme duygularının gelişmesinin önünde olumsuz bir etken olarak durmaktadır.
Peki, neden anne babalar bu kadar fazla oyuncak almaya yönelmektedirler?
Bu konuda kazandığım deneyimler bana çocuklarına fazla miktarda oyuncak alan anne babaların esasında kendi eksikliklerini kapama telaşında olduklarını göstermiştir. Genelde çok çalışan ve çocuğuna yeterli zamanı ayıramayan ya da vakti olsa da bunu zaman kaybı görüp çocuğu ile yeterince ilgilenmeyen anne babalar, içlerinde durmadan onları rahatsız eden vicdanlarını susturmak için bu yola başvurmaktadırlar. Bu şekilde çocukları ile ilgilendiklerini sanıp onlara sevgi verdiklerini düşünmektedirler. Ancak anne babalar sevgi açığının oyuncaklarla kapanamayacağını ve çocukların aradığı ilgiyi oyuncaklardan bulamayacağını gözden kaçırmaktadırlar.
Özet olarak fazla oyuncak alımının çocuklarda psiko-sosyal yönden olumsuz etkiler bıraktığı ve bunun temelinde de anne babaların kendi içlerindeki eksiklikleri doyurmaya çalıştıkları görülmektedir. Bu yüzden ailelerin bilinçli davranmaları ileriki yaşlarında kendilerine ve çocuklarına olumlu geri dönüşler sağlayacaktır. Tüm anne babalara…
İşitme engelli eğitimi yeniden yapılandırılmalıdır
İşitme engelli eğitiminde temel problemler
Eğitim elbette çocukların yetenek, tutum ve davranışlarını belirleyip geliştirmede en önemli süreç. Özellikle son yıllarda, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de eğitimin okul öncesi dönemde başlamasının çocuğun yaşamına olumlu katkıları üzerinde yayınlar yapılıyor, kampanyalar düzenleniyor. Sağlıklı çocuklar için bu derece önemli olan eğitim, işitme engelli bir çocuk içinse yaşamsaldır. Yapılan tüm araştırmalar, özellikle yaşamlarının ilk 6 yılını eğitim almadan geçiren bir işitme engellinin, sonradan verilecek eğitimle asla telafi edilemeyen kayıplar yaşadığını gösteriyor. Peki, işiten çocuk için okul öncesi eğitimi ‘önemli', işitme engelli için ‘yaşamsal' yapan fark ne? Fark, işiten çocuğun okul öncesi eğitim almasa da, çevresel uyaranlardan kaynaklanan bir eğitim süreci içinde olmasıdır. İşitme engelli çocuk ise, öğrenmeyi belirleyen en önemli duyu olan işitmeden yeteri derecede yararlanamadığı için öğrenmede ciddi problemler yaşar. Bu eksiklik sadece sözel ve matematik becerilerle de sınırlı kalmaz. Dil gelişiminin olmaması veya geri kalmasına paralel olarak kişilik ve zekâ gelişimi de ağır zarar görür. Soyut düşünce gelişiminde ciddi eksiklik yaşanır. Bilişsel ve sosyal gelişimde ciddi problemler yaşanır. Kısacası yaşamına sadece bir duyu eksikliğiyle başlayan bir bebek, eğitimsizlik nedeniyle sosyalleşme problemli, pek çok defa ahlaki ve vicdani sıkıntıları olan bir insana dönüşür. Öyle ki, meslek sahibi olamama gibi yaşamın pek çok alanında karşılaşacağı sorunlar bile ikinci planda kalır.
Problemin aşamaları
Yaşamına işitme engelli olarak başlayan çocuk, yeterli eğitim altyapısına sahip gelişmiş bir ülkede öğretim üyeliği de dâhil olmak üzere her mesleği yapabilir. Ülkemizde ortalama seviye ise içler acısıdır. Bu noktada problemin temelini oluşturan ve Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Özürlüler Dairesi ve yerel yönetimler arasındaki organizasyon eksikliğinin altını çizmek gerekir. İşitme engelli bir çocuğu olan ailenin neler yaşadığını örneklerle anlatmak belki de sorunun anlaşılmasına ışık tutabilir. Teşhisle başlayan bu süreci okurken o anne ve babanın yerinde olduğumuzu varsayarak neler yaşadıklarını birkaç dakika olsun düşünmek yaşanan dramların daha da iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
Teşhis
İşitme engelliliğin teşhisi birçok gelişmiş ülkede doğum sırasında yapılabilmektedir. Otoakustik emisyon adı verilen bir tetkik bu konuda hızlı bir bilgi sağlar. Ülkemizde sağlık bakanlığına bağlı 45 hastanede ve bazı özel hastanelerde bu tetkik yapılmaktadır. Ancak yine de birçok işitme engelli bebeğin tanısı yanlış yönlendirmeler ve ailelerin dikkatsizlikleri veya ihmalleri nedeniyle birkaç yılı bulabilmektedir. Sonuçta işitme engelli çocuğunuz teşhis probleminin çözülmesi için şansı varsa doğumda, daha az şanslıysa 1 yaşından önce bir odyoloji merkezine ulaşır. Ne var ki ülkemizde ortalama teşhis dönemi 3,5 yaş civarındadır, bu yüzden, cihaz ve eğitimin en anlamlı olduğu dönem ‘kaybedilmiş' olur. Bu süreçte ailelerin yaşadığı önemli bir dramı da göz ardı etmemeliyiz.
Eğitim mücadelesi
Evet, diyelim ki, ailemiz tanı problemini çözdü. Bu durumda çocuğun hızlı bir biçimde cihazlanarak özel bir eğitime başlaması gerekir. Ancak çok basit bir neden-sonuç ilişkisi gibi gözüken bu durum pratikte hiç de kolay olmayan bir mücadelenin başlangıcıdır. Öncelikle çocuğun engelli olduğu haberi hemen her zaman anne-babada ağır bir travma meydana getirir. Çeşitli çalışmalarla bu travmanın ailelerin akılcı karar almasını engellediği de gösterilmiştir. Dolayısıyla böyle bir sürecin ailelere psikolojik destek sağlanarak yürütülmesi şarttır. Kaldı ki, bebeğe verilecek eğitimin en önemli bölümünü aile eğitimi oluşturmaktadır. Bu nedenle ailenin de eğitim sürecine mutlaka katılması gerekmektedir. Varsayalım ki aile iyi bir rehberlik hizmeti alarak çocuklarının acele bir eğitime başlaması gerektiğine ikna oldu. İyi de, eğitimi nasıl alacak? Karşılaşacakları bir diğer acı gerçek, ülkemizde işitme engelli bir çocuk için okul öncesi eğitim kurumunun çok az sayıda bulunmasıdır. Ayrıca ‘okul öncesi işitme engelli eğiticisi' yetiştiren bir bölüm mevcut değildir. Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu döneme ait müfredatı da maalesef yoktur. İşitme engelli eğitim sisteminin tamamen ilkokul merkezli olduğu ülkemizde söz konusu okulların bir kaçında ana sınıfı varsa da öğrenci sayısı çoğu zaman bir elin parmaklarını geçmez. Ailelerin büyük çoğunluğu da zaten bu yaşta eğitime başlamanın yaşamsallığından habersizdir.
Çözüm
Yapılan bir çalışma, işitme engelli çocuklarımızın %3'ünün okullaşabildiğini gösteriyor. Okul öncesinde bu sayı kuşkusuz daha aşağılarda. Sonuç olarak bugünkü sistemimiz yaşamına işitme engelli başlayan bir çocuğun kişilik ve zihinsel problemli hale getiriyor. Meslek ve kariyer hedefine bile sahip olmasını engelliyor. Dolayısıyla böyle bir sistemi rehabilite etmek de mümkün gözükmüyor. Yapılması gereken, işitme engelli tanı ve eğitim sürecinin yeni baştan kurgulanmasıdır.
Öncelikle konuyla ilgili dünya standartlarında uzman yetiştirilmesi ve mevcut profesyonellerin bilgi ve becerilerini geliştiren eğitim desteği sağlanmalıdır. Bu eğitim sürecinde işitme engelli çocuk ve ailesiyle yolu kesişen herkesin (KBB uzmanı, odyolog ve odyometrisler, işitme engelli öğretmenleri) yer almalıdırlar. En önemlisi de özelleşmiş merkezlerin kurulması ve işitme engelli tanısı alınmasından itibaren aileye yol gösterilmesidir. Çocuğun tetkiklerinin yapılması ve eğitiminin kurgusu asla tümüyle ailenin duyarlılığına teslim edilmemelidir. Çünkü birçok örnekte sosyokültürel problemler çocuklarda geri dönülmez tahribata yol açan tercihleri meydana getirmektedir. Atılması gereken en önemli adım Milli Eğitim Bakanlığı ve Özürlülerden Sorumlu Devlet Bakanlığı'nın işbirliğiyle özelleşmiş merkezlerin kurulmasıdır. Bu merkezlerde işitme engelli çocukların ailelerine tanı, psikolojik destek ve eğitimle ilgili her türlü bilgi ve destek sağlanmalıdır. Bu model oluşturulurken, işitme engelli eğitiminde ileri ülkelerin biri veya bir kaçı model seçilebilir Uygun eğitimle işiten bireyler kadar kaliteli bir yaşam sürmesi söz konusu olan çocuklarımızın bugünkü durumu hepimizi bir vicdan muhasebesine götürmelidir.
TİV Gençlik Kolu kuruldu
Türkiye İşitme ve Konuşma Rehabilitasyon Vakfı TİV GENÇLİK KOLU'nun kurulmasıyla, işitme engellilerimizin geleceğine umutlar serpmeye devam ediyoruz. Bugününgençleri yarının geleceği mantığıyla harekete geçen Vakıf Yönetim Kurulu'muz 10 tane farklı üniversitelerden gelen gençlerden oluşan aktif bir kol kurdu. Vakıf bünyesindeki Uzmanların 1 aylık eğitiminden sonra eğitim merkezimizdeki işitme engelli çocuklarla beraber aktivite yapmaya başlayan genç üyelerimiz önümüzdeki yıllarda da faaliyetlerine devam edecekler.
Yıl Sonu Gösterimiz için Provalarımız Başladı
Geçtiğimiz yıl birincisi gerçekleştirilen Kabataş Erkek Lisesi öğrencileri ve TİV eğitim merkezi öğrencilerinin ortaklaşa gerçekleştirdiği etkinliğe bu yıl Kabataş Eğitim Vakfı Anaokulu'nun minik öğrencileri de katıldı. Bu çalışmalarda Kabataş Eğitim Vakfı Anaokulu öğrencileri ile 2 aylık sürede kaynaştırma eğitimi alan çocuklarımız, sahneleyecekleri oyun için öğretmenleri ile birlikte 28 Mayıs 2010 akşamına büyük bir titizlikle hazırlanıyorlar.
Aynı gece fuaye salonunda bu proje kapsamında Kabataş Erkek Lisesi öğrencileri ile yapılan el sanatları da sergilenecektir.
Eğitim Kadromuzdan TÜRKİYE ŞAMPİYONLUĞU
Eğitim Merkezimizde görev yapan işaret dili öğretmenimiz Feride Öztürk İşitme Engelliler Bowling Turnuvasında Ankara'da Türkiye Şampiyonu oldu ülkemizi Yunanistan'da temsile hak kazandı kendisini tebrik ederiz
Aile Eğitimlerimiz Hafta da 2 Gün
Marmara Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği 3.sınıf öğrencileri ile yürüttüğümüz ortak çalışmalarımızda velilerimize hafta 2 günde aile ğitimi seminerleri düzenlenmektedir.
Yeni yılla birlikte eğitimde yeniliklerimiz: Akıllı Tahtalarımız
Akıllı tahtaların temel fonksiyonu etkileşimli bir ortam sağlayıp dersin daha akılda kalıcı ve pratik bir şekilde anlatılmasını sağlamaktır.
Eski dönemlerdeki "tebeşir tozu" kavramı ve "tahtayı kim silecek?" sorusu tarihe karışmaktadır. Görsel eğitimin ihtiyaç duyulduğu eğitimlerimizde, videoları ve bilgisayarın oynatmakta olduğu her türlü dökümanı görsel olarak öğrencilere sunabilmektedir.
Eğitim Merkezimizde FM sistemi kullanmaya başladık.
Eğitim merkezimizde dünya standartlarında eğitim kalitesini yakalayabilmek için 4 bireysel sınıfta 4 verici ve 8 alıcıdan oluşan FM SİSTEMİ kullanılmaya başlanmıştır. Bu sistem, çevresel sesleri keserek öğrencinin derse odaklanmasında, işitme cihazının verimini 10-15 DB'ye kadar yükseltir. FM SİSTEMİ çevreden gelen sesleri en aza indirdiği için işitme engelli çocuk öğretmenini daha iyi duyar ve anlar. Sistem, aynı bina içinde 30 metre içindeki sesleri net olarak iletir. FM sistemimiz merkezimize, TESYEV tarafından bağışlanmıştır. TESYEV'e desteklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
Bu yıl da Kabataş Erkek Lisesi TİV'le beraber…
2009-2010 öğretim yılında ikincisi yapılan sosyal sorumluluk projemiz geçen sene de olduğu gibi Şubat ayında düzenlenen seminerle başladı. Bu yıl Kabataş Eğitim ve Sağlık Vakfı anaokulu öğrencilerinin de dahil olduğu projemizin temsil gecesi 28 Mayıs 2010 saat:19:00'da Kabataş Erkek Lisesi Hamdi Sever Kültür ve Sanat Merkezi'nde.
Fenerbahçe Anaokulu bizimleydi…
Özel Fenerbahçe Koleji Anaokulu Müdürü Canan Taş, Okul Aile Birliği Başkanı Pınar Gürpınar ve Okul Aile Birliği üyeleri okulumuzu ziyaret ettiler. Kendilerine anlamlı ziyaretleri ve yardımlarından dolayı teşekkür ederiz.







